Halep – Antakya Gezisi

Avrupa’ya yaptığım iki farklı seyahat, nedense içimde her noktasının temelde aynı olduğu hissiyatını uyandırmıştı. Her yerine sirayet etmiş çalışan bir sistem var Avrupa şehirlerinde. Neresine gitmek isteseniz rahatlıkla ulaşabileceğiniz ulaşım altyapısı var, gideceğiniz yerlere rahatlıkla tabelaları takip ederek  ulaşabilirsiniz. Kısacası bana fazla gelen bir düzen. Ogünden beri de gözümde cazibesini yitirmişti.  Ayrıca ülkelerine girebilmek için, bir evinizin tapusunu üzerlerine yapmadığınız kalıyor ve utanmadan lütuf ettikleri bu 4 güncük izine de 90 Euro para istiyorlar.

Hazır sınır komşularımızın avrupalı olmayanları ile vizeler de kalkmışken, bir komşumuzu ziyaret etme planımı Pegasus’un ucuz bilet kampanyasını yakalayarak gerçekleştirdik. Burada Pegasus için bir parantez açmak istiyorum. Gayet konforlu ve yeni uçaklarla gidiş-dönüş 100TL’ye uçmak bir yana , arabamızı havaalanında parkettiğimiz 48 saat için de tek kuruş ödemedik.

Halep’e gidebilmek için öncelikle Antakya’ya uçtuk. Otelimize yerleştikten sonra Antakya mutfağının eşsiz lezzetlerini keşfetmek için şehir merkezine ulaştık. Hedefimiz namını çok duyduğumuz Sultan Sofrası. Fakat sorup soruşturduğumuzda akşam saat onda kapalı olabileceğini öğrenerek rotayı Anadolu restorana çevirdik.

Meyhane ile restoran arası bir yer. Garsonlar -gecenin onunda gelen müşterilerden hoşlanmıyorlar sanırım- pek güleryüzlü değiller. Antakya mezeleri gerçekten çok lezzetli, tereyağlı humusu mutlaka denemelisiniz.

Ana yemek olarak söylediğimiz tepsi kebabı hafif yanık olarak servis edildi. Biz de akşamın onunda yemek bulabildiğimiz için kendimizi şanslı sayarak sesimizi çıkarmadık ve ertesi gün Halep’e gidecek olmanın enerjisiyle oradan ayrıldık.

Halep’e gitmeyi sorup soruşturarak eski otogara ulaştık. Otogar dediysem harabe halindeki binaların içlerinde göstermelik bankolar ve camlarda şirketlerin adları var. O kadar. Herhangibir otobüs de görünürde yok. Halep yazılı bir tabelanın yanındaki adama çekinerek soruyoruz. Varmış yarım saat içinde kalkacakmış, 10 TL imiş. Parayı ve pasaportlarımızı  veriyoruz ve bizi otobüse götürecek minibüste beklemeye başlıyoruz. Minibüste birkaç arap var, bir kürt ve hem Türkçe hem arapça konuşan bir kaç kişi daha. Şimdiden Halep’e ulaşmış gibiyiz :) . Çok şenlikli bir minibüs, servis şoförümüzde çok sempatik. Yabancılık çektiğimiz yüzümüzden belli oluyordu herhaldeki bize bölge hakkında bilgi veriyor. Arap kökenlisi, Kürtü, Türkü , müslümanı, hıristiyanı hep bir arada yaşarız diyor. Bizim aramızı bozmaya çalışıyorlar (dış mihrakları mı, iç mihrakları mı kastediyor bilemedim) ama biz birbirimize kaynamışız. Kız almışız vermişiz, kopamayız diyor. Gerçekten de Antakya bir kültür mozaği, ülkemde barış içinde kardeşçe böyle bir tabloyu görmek beni çok mutlu etti.

Otobüsle sınıra geliyoruz, çıkış harcı , pasaport işlemleri, Suriye tarafına geçiş ve çıkış 1 saati buluyor. Suriye’ye geçtiğinizde öyle evin var mı, araban var mı, neden geçiyorsun bizim tarafa diye soran yok. Memurun kafasını kaldırıp size birkeç kez bakması yetiyor. Öyle para mara da istemiyorlar. Yazılar arapça olduğundan kaçgünlük vize verdiklerini bilemedim.

Suriye tarafının hep çöl olduğunu hayal etmiştim fakat bizi zeytinlikler karşılıyor. Sınır köylerinde de evlerin görünümü ve mimarı hoş.

Sonunda Halep’e varıyoruz, dönüş için taksi ve otobüslerin kalktığı yeri öğreniyoruz ve uzaktan gördüğümüz Halep kalesine doğru ilerliyoruz.  Aslında çok yabancılık çektiğimi söyleyemem. Eminönü’nünde kendimi daha yabancı hissediyorum bile diyebilirim. Tek sorun dil, fakat iki taraf da iyi niyetli olunca , vücud dili falan üç aşağı beş yukarı anlaşıyoruz. Etrafta Türkçe bilenler de çokmuş fakat nedense biz hiç rastlayamadık.

Karnımız o kadar aç ki, Ümeyye camiinin yanında ilk gördüğümüz turistik restorana dalıyoruz.

Yemeklerimizi söylüyoruz, yemekler gelene kadar etrafı izliyoruz.

Ümeyye camiinin girişinde turist bayanların gülüşmeleri geliyor kulağımıza.

Giydirilen çarşaf içindeki hallerine gülüyorlar.

Ve yemeklerimiz geliyor.

Resmin alt tarafındaki üzeri maydonozlu pide ile kaplı olan Halep kebabı. Bizim Adana kebabına benziyor ama acısız ve içinde fıstık ve ceviz var. Ben çok beğendim.

Hakan’ın yediği ise Vişne Kebabı. Şiş kebabın Tatlı Vişne sosu ile servis edilen hali diyebilirim. Hakan’ın yorumu “Bir süre sonra sadece sosun tadını alıyorsun ve vişne yiyormuşsun gibi oluyor’.

Kaleye doğru yola çıkıyoruz, Savaş taktik ve stratejilerinden hiç anlamam fakat eskiden, Halep kalesinin alınması en güç kalelerden biri olduğunu tahmin ediyorum. Halepin tamamını dümdüz olarak düşünürseniz 150 metrelik bir tepenin üzerine kurulmuş ve etrafta başka bir tepe yok.

Etrafı çok geniş bir hendek ile çevirilmiş.

İçi de tam bir şehir, öyle ki içinde bir açık hava tiyatrosu bile var. Ve neredeyse kalenin tamamı olduğu gibi muhafaza edilmiş. Bugüne kadar gördüğüm en güzel kale diyebilirim.

 

 

Kale silueti eşliğinde Halep manzarası.


Şehir, insanları kadar renkli değil, şehre kül ve kum rengi hakim.

Kapalı çarşısında dolaşıyoruz. Aldığımız bilgilere göre kapalı çarşı içindeki yolların uzunluğu 10 km’yi geçiyormuş.

Esnaf bizimki gibi yapışkan değil. Ve çarşı çooook kalabalık.


Ayrıca içinde ne ararsan var. Mesela bu aklı kıt amca, şu yukarıda gördüğünüz kalabalık arasından korna çalarak yardırmış geliyordu.

Et bile satılıyor. Yediğimiz kebabın lezzeti buradan gelmiyordur umarım. :)

Ayrıca fırından çıkan sıcak pideleri havalandırıp soğutmak için kimsenin aklına gelmeyecek bir yöntem bulmuşlar.

Ve bunu herkes yapıyor. Öyle ki kaldırıma serenini gördüm. O derece yani.

Sora sora hristiyan mahallesini de buluyoruz. Ortam birden değişiveriyor. Çarşaflı kızların yerini modern giyimli hoş bayanlar alıyor.  Burası da Halep’in Nişantaşı herhalde. Antakya’da gördüğüm birbirine saygılı biçimde yaşamanın bir örneğini de burada görüyorum.

Cami ve kilise neredeyse içice.

Halep sokaklarında gezerken turist olduğumuz çok belli olmasına rağmen hiç rahatsız edilmediğimizi farkediyorum. İnsanları gayet düzgün. Ayrıca inanılmaz ucuz bir yer.

Dönüşümüzü çok maceralı bir taksi yolculuğu ile yapıyoruz. Burada detaylarına girmeyeceğim zira detaylarıyla anlatsam bir romanın beş on sayfalık bölümü kadar yer tutabilir. :)

Dönüş yolculuğunun kaçırdığı keyfimiz, şu meşhur Sultan Sofrasından “Yemeğimiz bitti, masaları da topladık” açıklamasıyla geri çevrilince dibe oturdu. Neyse ki teknoloji imdadımıza yetişti ve bizi Antakya’nın yöresel lezzetlerini bulabileceğimiz bir adrese ulaştırdı. Akşam yemeğimizi Antakya Evi’nde yedik. Bilmeyenler için Anadolu Restoranı arkanıza aldığınızda bir sağa, bir de sola ayrılan yol var. Soldakine girdikten sonra sol tarafınızda göreceksiniz.

Sanıyorum bir aile işletmesi, Anne-baba ve çocukları tarafından işletilen bir yer gibi geldi bize. Garsonlar yemekler hakkında çok bilgili ve harika önerilerde bulunuyorlar. Ortam çok güzel. Hesap çok makuldü. Orada yemek yemek, kaçak keyfimizi yerine getiriyor. Özellikle “Analı kızlı” ya (içinde iki büyük içli köfte ve küçük köfteciklerin olduğu bir çorba) bayıldım

Bu da Antakya’nın unutulmuş lezzetlerindenmiş. Antoş (antioş da olabilir) kebabı. Ceviz ve antep fıstığıyla yoğrulmuş kıymanın içine peynir konularak yapılıyor. Ortadan ikiye böldüğünüzde erimiş peynir akıyor içinden.

 

Ertesi güne mutlu ve huzurlu bir şekilde başlıyoruz, yöresel kahvaltı veren bir yer arıyoruz ama karşımıza güzel ama yöresel olmayan bildiğimiz kahvaltı çıkıyor.

 

Kahvaltı sonrası Kurtuluş caddesi üzerindeki ara sokakları geziyoruz. Sokaklar dar ve düzensiz , ama bir o kadar da hoş.

 

Yol üzerindeki Sarımiye Camiini ,

ve Habib Neccar Camini geziyoruz. Habib Neccar Camiinin işlemeli minaresi.

Daha sonra Hristiyanlığın ilk Kilisesi St.Pierre Kilisesini ,

 

 

ve Mozaik müzesini geziyoruz.

Antakya’da künefe yiyemediğimizi farkedip meydandaki künefecilerden birini seçiyoruz, Ferhat Künefe. Açıkça söyliyeyim künefeden beklentim yüksekti ama hayal kırklığına uğradım. Ben daha güzelini yaptım, o derece yani. :)

Daha sonra yorgun ama mutlu, kafamızda yeni gezi rotalarıyla Adana üzerinden evlere dönüyoruz.

 


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>