Doğu Karadeniz Gün 7

Karagöl’de kuşların sesleri ile uyanıyorum ve göl çevresinde yürüyüş yapıyorum. Karagölün her köşesi ayrı güzel manzaraya sahip.

DSC_6626

IMAG0209

Yolcu yolunda gerek misali sabahın erken saatinde ayrılıyorum ve Batum’a doğru sürüyorum. Saat 10 gibi sınır kapısındayım. Kafamda bir sürü soru işaretiyle ilk perona yanaşıp ehliyet ve ruhsatı görevliye uzatıyorum. 15 TL ödeyip bir belge alıyorum. Bu belgeyi Türk tarafındaki iki kontrol noktasında da gösteriyorum ve Batum tarafına geçiyorum. Buradaki görevli belgedeki bilgileri bilgisayara işliyor ve fotoğrafımı çekiyor. Ve sonra Batum a giriş yapıyorum. İnanırmısınız bu anlattıklarımın hepsi 10 dakika sürüyor.

Sınırı geçince benzin almam gerektiğinden sınırda 0.74 den para bozduruyorum. Daha sonra şehir içinde kurun 0.84 olduğunu gördüm. Mecbur değilseniz sınırda para bozdurmayın.

Ve Batum a doğru sürüyorum. İlk dikkatimi çeken şey bizim taraftaki otobanın 500 metre ilerisinde Batum tarafında çok popüler bir plaj olduğu. Bizim tarafta otoban var, bu tarafta plaj ve oteller. Bizim taraf otoban yüzünden sadece yayla ve kültür turizmine mahkum edilmiş, bu tarafta deniz turizmi alabildiğine gelişmiş.

Mimari olarak da bizim taraftan çok daha iyi bir görünüme sahip. Klasik rus binalarını saymaz isek yeni yapılar birer sanat şaheseri. Fakat trafik olarak hafif bir kaos hakim, korna çalmayı çok seviyorlar, tüm bunlara ilave olarak anlamadığım bir gerginlikleri vardı.

Batum sokaklarını panaromik olarak turluyorum. Beğendiğim yerlerin fotoğraflarını çekiyorum. Açıkçası Batum’a çok hazırlamamıştım, hangi bina ne binasıdır onları tam bilemedim.

IMAG0210

 

IMAG0212

 

IMAG0211

 

Enteresan bir camii.

 

IMAG0213

 

Ara sokaklarda dolanırken büyük bir tesadüf eseri VStromTurkiye den Ümit ve arkadaşı ile karşılaşıyorum. Açıkçası Batum sokaklarını yanlız turlamaktan sıkılmışken çok hoş bir süpriz oluyor. Beraber kahvaltıda Haçapuri yiyeceğimiz bir mekana yerleşiyoruz ve başlıyoruz muhabbete.

IMAG0218_BURST002_COVER

IMAG0219

 

Bu arada Haçapuri bizdeki peynirli pide gibi birşey. Fakat ben çooook beğendim. Pizza veya pide severseniz, mutlaka yemelisiniz. Gittiğimiz restoran çok şenlikli bir yerdi, bir ara kavga bile çıktı :). Bu arada yerel biralarından sipariş etmiştim ama bildiğin fıçı efes getirdiler. Restoranı bu anlamda kınadım. Neyse hoş sohbet ve muhabbetten sonra ben Türkiye ye geri dönüşe geçtim, Ümit’ler ise Soçi’ye kadar devam edeceklerdi. Umarım sağ salim gidip dönmüşlerdir.

Sınırdan tekrar geçiyorum, ne Batum’a ne de Türkiye’ye geçerken eşyalarımı aramadılar. İyi ki de aramadılar, yoksa o kadar yükü indir bindir eziyet olacaktı. Ve tekrar Türkiye topraklarına adım atınca Ayder Yaylasına doğru sürmeye başlıyorum. Kafamda bu akşam Ayder’de kalmak ertesi sabah Yukarı Kavrun’a çıkmak var. Tertemiz bir asfalt yoldan sonra Ayder’e varıp ilk şoku yaşıyorum. O fotoğraflardaki Ayder’i arıyorum fakat eser yok. Her tarafta bir kalabalık, telaş, otobüslerden kafilelerle insanlar iniyor biniyor. İlk şoku atlattıktan sonra oldukça yorgun olmama rağmen Yukarı Kavrun Yaylasına sürmeye karar veriyorum.

Tabelaları izleyerek yolculuk esnasında gördüğüm en kötü yola giriyorum. (Sis dağı tırmanışındaki yolu arıyorum resmen) Her çukura giriş çıkışta motorun yüklü olan arkası hop hop hopluyor. Bir yandan da yağmur zemini kayganlaştırıyor. Derken bir hoplamadan sonra hooop benim arka çanta artık dayanamayıp kendini yere atıyor.

IMAG0223

Bir yandan yağmur çiseliyor, zaten yorgunluktan bitmiş durumdayım. Yolun da yarısını gelmişim, geri mi dönsem? Ama nasıl. Alet takımını çıkarıp bağlantı yerlerinden yeniden montaj yapmaya girişiyorum fakat alyan anahtarları yanımda yok. Etrafa bakıyorum gelen giden de yok. Bir kamyonete çantayı yukarı yayladaki kafeye bırakması için ricada bulunuyorum ama yer olmadığı gerekçesi ile reddediliyorum. Artık işi iyice inada bindiriyorum. Elimdeki tornavidayı taşla vidaların başına çakarak çantayı yeniden monte etmeyi başarıyorum. Ama zaten az kalan enerjim yerlerde sürünüyor.

Ve tekrar yola devam ediyorum fakat bu sefer daha yavaş ve dikkatliyim. Neyse 2 saatin sonunda yukarı Kavrun’a ulaşıp, Public kafedeki sobaya sarılıyorum. Her yerde olduğu gibi yine aynı muhabbet. İstanbul’dan bu motorla mı geldin? soruları ve tuhaf bakışlar :) Ama ben çok mutluyum. Çadırımı da kurmuşum, karnımı doyuracak yemek de bulmuşum.

IMAG0226

Galiba adı muğlama. Tadı muhteşem.

Kafedekilerden akşam eğlence olacağını duyuyorum. Erkenden yatmaya niyetli iken eğlenceyi bekliyorum ve beklediğime de değiyor doğrusu. Şunu söylemeliyim ki karadenizliler gerçekten eğlenmeyi biliyorlar.

Eğlencenin ardından mutlu bir şekilde çadırıma dönüyorum.

Yarın Göllere yürüyüş.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>